SAMSUN

Edebi Yazilarim - Hüzünle titreyen gönle ince bir âh dokunur,Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur... - Blogcu



Hüzünle titreyen gönle ince bir âh dokunur,Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur...

Image Hosted by ImageShack.us

Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın. Sus gönlüm.Bir elif miktarı sus.Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar. Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun,susuşun.

Image Hosted by ImageShack.us

AŞK NE HEVES,Ne HEYECAN..AŞK DEDİĞİN YÜCE MEVLA ...

2/3/2009 - Veda ve Yolcular

Kategori: Edebi Yazilarim

Hüzün, veda ve yolcular



İnsan yalnız başına kaldığında hüzünlenir. Ya da varolan hüznü artar. Sanırım yalnızlık ile hüzün arasında fıtratımızdan kaynaklanan bir bağ var. Hüzün bizi uzaklara yolluyor. Bir nevi yitiklik duygusu veriyor insana. Kayıp olan bir şeye özlem duyuyoruz hüzünlenince. Sanki bir vakitler bizimle bir bütünü oluşturan o şey bizden kopup gitmiş gibi.
Ya da biz ayrı düşmüşüz kendimizi ait hissettiğimiz bir şeyden. Uzaklaşmışız sanki.
Bu kadar da değil. Hüzün arttığında duyarlılığımız da artar. Baktığımızı daha derinden kavramaya başlarız. İnsiyaki olarak. Hüzünlü bir insanın kötülük ve şiddete yönelme eğilimi de azalır kendiliğinden. Hatta eskiden kendine daha çok yakıştırdığı, zamanla araya dünya halleri girdikçe unuttuğu bir iyilik haresiyle yeniden çevrilmiş hisseder kendini. Sanki bir nevi kendine dönmüş, içindeki öze dair bir ipucu yakalamıştır. İyiliğin kuşatıcı, kötülüğün ise arızi olduğunu hüzün bastığında daha net ayırt ederiz.
Dünya ve somut yaşam hızla aradan çekilmektedir ve hüzün bizi bu dünyanın ötelerine, oraya, gayba yollamaktadır. Kelimelerle bilmediğimiz ama içimizden sözsüz olarak bildiğimiz başka alemlere...
Sanırım insan kalabalıklar içinde de olsa tek başına taşıyor hüznü. Hüzün yalnızlık ile birleştiğinde ise insandaki ifade arzusu artıyor. İçindeki o sözsüz bilgi kendini açığa çıkarmak, kendini belli etmek, var etmek istiyor. Böylelikle notalar, harfler, boyalar, yani sanatın gereçleri giriyor devreye. İnsanın kendini ifade etmeye olan yatkınlığı içindeki hüznünü keşfetme güdüsüyle birlikte çeşitli anlamlar kazanabiliyor. Hüznü bir yüzeye (kağıda, tuvale veya bir çalgıya) yansıtarak onun sağladığı imkanlarla kendini ifade etmeye başlayabiliyor.
Özlem ve kavuşma
Adem’in dünyaya düşüşü bir ayrılış, bir veda ve tabii ki bir yalnızlık serüveni idi. Havva’yı bulmasıyla yalnızlığını giderdi bir nebze. Ama koptuğu cennete olan özlemi baki kaldı. Bizler de dünyada bu gurbet duygusunu bir evlattan diğerine naklediyoruz. Belki doğduğumuz memlekette yaşamıyor çoğumuz. Buna bir de insan olarak doğmaktan kaynaklanan, ana rahminden kopuşu ekleyin. Hem dünyaya düşerken, hem rahimden çıkarken, hem de bir yerden bir yere hicret ederken kopuyoruz yurdumuzdan. Bunlara bir de asli tabiatımıza kodlanmış gurbet duygusu eklenince, edilen her vedanın hüzün getirmesi elbette kaçınılmaz.
Ardından el salladığımız bir geminin ufuk çizgisine doğru yitip gitmesi bütünüyle hüzün uyandırır bizde. Bilinmeze, uzağa, muammaya doğru gitmektedir gemi. Vedalar da bu yüzden hüzünlüdür. Her veda, insanda bir kavuşma hayali bırakır. Ve uzaklık algımız giderek genişlemeye başlar. Tıpkı hüzün ile yalnızlık arasında olan bağın aynısını, hüzün ve veda arasında da kurmak mümkündür o halde.
Kavuşma özlemi, ister istemez bir gelecek zaman algısı da eklemiştir vedalarımıza. Kısacası hüzün ve veda yolculuklarımıza bir geniş zaman kazandırdığı gibi, maziyi, geleceği ve hayalleri iç içe ve bir bütün olarak yaşamamızı da sağlar. Cennet hem yitirilmiş olduğu için geçmiştedir, hem oraya geri dönüleceği için gelecektedir. Hem de kavuşma arzusuyla kavuşamama korkusu arasında salınıp duran bir başka zaman tahayyülünde devam etmektedir...
Vedalarımız aslında bir çeşit kendimizden kopuşu da imler bize. Çünkü her ayrılış bir başka yere varışı hedefler aslında. Bu da bir yolculuk, bir serüven, bir arayış anlamına gelir. Her birimiz kendi arayışlarımızın yolcusuyuz, vedalarımız ve kavuşma hayallerimizle. Ve her birimizin kendini bulma serüveni arayışlarla dolu.
Ama bu arayışlar yeknesak ve hep tekdüze sürmüyor. Ve yine genellikle mutlu anlardan çok mutsuz anlar ile, acılar, ayrılıklar, maruz kalınan haksızlıklar ile pişiyoruz hepimiz. Kendimize en yaklaştığımız anlar ise ansızın bize derin bir hüzün eşlik etmeye başlar.
Belki de bazen, düşünüyorum da, kendimize en yaklaştığımız anlarda hayatı ve kainatı olduğu gibi görmeye başlıyoruz. Yalın haliyle. Ve sanki hüznümüz de bundan. Derinleşmeyle gerçekleşen bir yalınlaşmadan. Belki de asıl derinleşme böylesine bir yalın algılayışla gerçekleşebiliyor ancak.
En uzun yol
Ne demektir bu? Peşin hükümlerimizden, savunduğumuz ideolojilerden, takıntı ve zaaflarımızdan ve hatta kin ve nefret duygularımızdan arındıkça ancak: Olduğu gibi bakmaya başlıyoruz eşyanın hakikatine. İnsanın yüzüne. Bir olaya. Ve tabii kendimize... Kısa bir süreliğine de olsa: Kendimiz oluyoruz.
Tam bu noktadan mucizevi bir hisse kapılıyorum ben. Sanki kendim olmam demek, Allah’ın (cc) beni görmek istediği gibi olmamla aynı şey demek oluyor. Yani O’nun benim için yazdığı ile benim kendim için dilediğim bir bakıma çakışmış oluyor. İrade ile kaderin çakışması böyle bir şey olsa gerek diyorum. Benim için yazılanı kendi irademle dilemiş ve seçmiş olmam nasıl da büyülü bir buluşma.
Hayr olan ancak böyle gerçekleşebilir sanırım. Şer gibi görünenin aslında hayr olması bir bakıma ancak böyle çok daha geniş bir boyuttan bakıldığında, ilahi niteliğine bürünebiliyor insanın nezdinde. Sanırım en uzun yol, insanın kendine doğru gidiyor. Hüzünlü vedalarla hep. Yolculuklar burada da, orada da sürüyor. Kaldırılacağımız güne dek.
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/8/2008 - Yüreğim Çığlık ta... Bense SuSKuNuM

Kategori: Edebi Yazilarim


Yüreğim Çığlık ta... Bense SuSKuNuM

Şimdi..Kurudu Damarları Hecelerimin..
Yüreğim Çığlıkta Bense SuSKuNuM..
Gözyaşlarımda Boğulan Hıçkırığımla Tutunuyorum Hayata..
HerŞeye İnat..
Hüznüm Karışır Sessizliğimin Uğultusuna..
Yıprandı Kirpiklerim..Yıprandı Kirpiklerim..
Yüreğim Lal..Dilim SuSKuN Konuşmamak Üzre Tutuldu..
Vuslata dek..Efendim..
Tebessümlerimin Yitikliği Yansırken Gece ye..
İçimde KalaKaldı Yorgun Yüreğimin Solgun Bakışları..
Ayrılığının Hüznü ile Çürüdü Gurbetinde..
Ben Tükenirken Usulca Pörsüdü Her Yanı Yüreğimin..
Özlemin Yağmur Misali Sağnağına Tuttu Beni..
Yandı Her Damlan da İçim..
Belki SuSKuNLuĞuMuN Bedelini Ödetiyor.:
Aynalar Onlara Her Baktığımda
Vuslatımız Vuku Bulana dek İçimdeki Bu İflah Olmaz
Alev Terk Etmeyecek Beni..Benliğimi..
Sen Diye Yanan Şu Yüreğimi..Biliyorum EFENDİM
Umutlarımın Sancısı Artar Her An..
Ben Sancıların Konakladığı Yer Olurum..
Şimdi SuSKuNLuĞuMuN SoN Nefesinde Kaldı Yüreğimdeki Heceler..
Benliğim..Ruhum..Bedenim..
Damarlarım Kanar Bu CaN da..
Yüreğim Sızı İçinde Kahrolur..Erir Yavaş Yavaş..
Ömrüm..ama.
Biliyorum!!
İnsafsız Sızılar Bırakmayacak Beni Sarıvermişken Dört Koldan
Duygularımın Siyahi Bakışında Kalacak Gözlerim..
Ve Gurbetimin Garip Çığlığı ile Son Bulacak Sessizliğim..
Biliyorum..!!
Gecenin Zifirisine Karışacak Senin İsmini Soluyan SoN Nefesim..
Dokunacak Belki Gece ye Titreyen Sesi Yüreğimin..
Biliyorum!!Suskunlığumla Birlikte..
Ruhumun Süzgecinden Gececek Acılarım..Sızlayacak
Alabildiğince Yüreğim..
Seni Anmadan Sensiz Gecen Her An Kahrolacağım;
Özlemini Çoğaltan Bu Yalnızlığım Terk Etmeyecek Beni EFENDİM..Vuslatımıza dek..
Sevdalıyım Sana EFENDİM..Mecnunum Yolunda..
Aşığım Yüce RAHMAN a..
Tükenir Ayaklarım..Sessiz Feryadlara Boğulur Yolları Yüreğimin...
Evet SuSKuNuM..
ama Kabul Etmiyorum Ey Sevgili SuSKuNLuĞuM daki Tükenmişliği..
..Ve Biliyorum..!!
Umutlarımı..Yüreğimi.
.Sevdamı..
Ve Ömrümü Karanlığına Çekemeyecek Gece..

Yine de Konuşmalı mı Yüreğim..BİLEMİYORUM ....
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2008 - ...

Kategori: Edebi Yazilarim



Sokaktayım ve yürüyorum.

Yürüdükçe arka adımda bırakıyorum unutmaya yeltendiklerimi.
Yürüyorum ve bir bir terkediyorum yitirmeye niyetlendiklerimi.
Kaçmıyorum,korkmuyorum,kırmaktan da çekinmiyorum.Önüme bakıyorum ve yürüyorum.
Yere dönük kafamı kaldırıyorum semaya.Bir nida işitmek istiyor benliğim " İyisin kulum,iyi olacaksın,dağın büyük.yeterki korkma"
" Diren ey gönlüm karanlıklara "

Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe sonbahara vurgun gönlümdekileri arkamda bırakıyorum.
Kafamı kaldırıyorum ve dilimi şükürle buluşturuyorum.Ne mutlu ki diyorum gülümseyebilmeyi biliyorum.
Yaramı da seviyorum.Yarayı açan değil açtırana hamd olsun diyorum.
Sıkıntılarım beni güçlü kılıyor.
O halde yorulmak yok yola devam diyorum.
Ellerimi semaya kaldırıyorum.diz çöküyorum.Gözyaşlarımı avucuma saklıyorum.Kalbimin kanayan yanını diğer yanıma emanet ediyorum ve şükrediyorum..Hala dik duracak kadar güvenim olduğu için...

Ağzımdan son bir cümle dökülüyor.

" Kalbi olanın hüznü de vardır ... "

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/3/2008 - Sahi; "biraz olsun yaşarken ölmedik mi?"

Kategori: Edebi Yazilarim

Ne çok kırdık birbirimizi. Ne çok anlamadık, tanımaya bile çalışmadık. Köklerimiz ve ruhumuz aslında farksızken birbirinden, neydi paylaşamadığımız?
Bunca gürültü patırtıda kaybettik şartsız tebessümü. Selâmın özünü kavrayamadık.
Dikkatimizi çekmedi boyayla kapatmaya çalıştığımız beyaz tellerden çok siyah saçların varlığı.
Havaî fişeklere sevindiğimiz kadar şaşırmadık yıldızların kaymasına. Tepemize inecekken yüzlerce kaya, neden yanıp da kül oluverdiklerini düşünmedik.

Sevmenin ve sevilmenin gölgesini tadabilmek için bir ömür vermeyi göze alabildik, ama fark edemedik şah damarımızdan daha yakında duran gerçek aşkı.

Kaçan onca fırsat, giden onca gün. Bari kendimize olsun itiraf edebilseydik. Biraz olsun bulaşmadık mı en azından birkaçına? Biraz olsun saflığımızı yitirmedik mi? Böyle mi olmalıydık bizler; kilimlerde bile ilmek ilmek sevgi dokuyan erenlerin torunları. Sabır ve duânın ümitleri suladığı iklimin insanları. Gülistanlarına yetmişiki milleti çağıran evliyaların mirasçıları.

Gün görmüş koca bir ömrün dile gelip dediği gibi,

Sahi; "biraz olsun yaşarken ölmedik mi?"
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2008 - Bazen yazmak istemez insan.

Kategori: Edebi Yazilarim

Kelimelerin taşıyamayacağı ağırlıklar olduğunu düşünür. Cümle kuramaz, kurar kurar bozar. Hiçbir cümlenin tam olarak doğru anlamı veremeyeceği kanaati yerleşir içine, her nedense.
Bazen yazmak istemez insan.
Koşmak ister, gece güne, kış bahara dönene kadar. Kapalı hava açılana kadar. Her şey durulana, kelimelere sığana kadar. Bir yazının ahengine ayak uyduracak durgunluğa erişene kadar. Durmadan, yavaşlamadan, anlaşılmaz bir şekilde koşmak ister.
Bazen yazmak istemez insan.
Konuşmak istemez, söyleyeceği her şeyi teker teker susmak ister. Suskunluğa sığdıracaklarının, sözlerle; boş sayfayla ifade edeceklerinin, yazıyla heba olmasından korkar.
Bazen yazmak istemez insan.
Düşünüp içine atmanın, susup içinde saklamanın, söylemeyip sır olarak saklamanın daha doğru olduğuna inanmaya başlar. Belki öyle kabullendiğinden değil, doğru harfin damarlarından parmaklarına doğru bir türlü akmamasından, doğru cümlenin sayfada bir türlü yerleşmemesinden, kelimelerin yerlerini tayinde içine düştükleri kararsızlıktan gelen bir isteksizliktir bu. Söylemek istediği çok şey var da söylemeyi mi beceremiyor, yoksa söylemek istediği hiçbir şey yok, onun için mi susuyor, anlayamaz bazen insan.
Bazen yazmak istemez insan.
Parmakları ile bilgisayarın klavyesi, kalemi tutan eli ile kâğıt arasında bir yabancılık keşfeder. Harflerin yerini ve şeklini unutur bir süre. Bildiği kelimeleri hatırlamaya çalışır, ama başaramaz. Eşyanın isimlerini ne zamandan beri bilmediği kurcalar zihnini, başlangıcını hatırlayamaz.
Bazen yazmak istemez insan.
Yazıyla, sözle anlatacakları olduğu düşüncesine muhalefet edeceği tutar. Yazıyı ve sözü bir başka dünyadan gibi görmeye başlar. Onlarla anlaşacağı noktalar olduğunu inkâr etmez, ama onlarla bir ilişkiye girmenin kendisine bir yarar getirmeyeceğini zanneder. Oturup başını öne eğmek, kalkıp yürümek, derin bir nefes almak, olamayacağı yerlerde olduğunu düşlemek, hayaller kurup ütopyalar üretmek ister.
Bazen yazmak istemez insan.
Ellerine ve diline yabancılaşır, kâğıda ve söze yaklaştığı zaman. Kendisiyle başbaşa kalmanın herşeyi zorlaştıracağı açıktır ona göre. Bazı şeyler sırf düşünülmeli, söylenmemelidir sanki. Bazı şeyler düşünülmemeli bile. Böyle bir yargının doğru olduğundan şüphelidir, ama böyle hissettiği anlar da olur mutlaka.
Onun için bazen yazmak istemez insan.
Bir mecburiyet olarak yazmayı ise hiç istemez. Susmanın mecbur olmasından daha zordur yazmak zorunluluğu. Ne söyleyeceğine kendin karar vermiyorsan daha da zordur elbette. Ama, kendin karar veriyorsan bile, bunun senin kararın olmasının da kolay olmayan bir yanı vardır. Zira, ruhların taşıyamadığını kelimelere yükleme gayretindesindir. Akılların alamadığını gramer kurallarına taşıtırsın. Kalplere sığmayan şeyleri noktalara, virgüllere sığdırırsın. “Ya yapamazsam!” diye korkması makul değil midir insanın? Yazmak istememesi makul değil midir?
Bazen yazmak istemez insan.
Önüne bir kâğıt alıp karalamak ister. Bu çizgilerin içinden anlamlı sözlerin daha çok çıkacağı duygusuna kapılır. Hiçbir şey düşünmeden yürüse, vardığı yerin, yazdıklarıyla vardığı yerden daha güvenli olacağı fikri dolaşır beyninde. Koştuğu zaman yaşayacağı yorgunluk, yazarken yaşadığı zihnî ıstıraptan daha hafiftir muhakkak.
Bazen yazmak istemez insan.
O bir insandır sonuçta. Kalemi kırmak, kâğıdı yırtmak, bilgisayarı devirmek ister bazen. Susmak ister, yorulmak, dağılıp paramparça olmak ister. Büyük bir yorgunlukla derin bir uykuya dalmak, derin bir susuzlukla, kana kana sular içmek, dağılıp yeni baştan dirilmek ister.
Bazen yazmak istemez.
Ama, bazen istemez. Geçecektir, herkes gibi olacaktır. Treni kaçıracak, istasyonda tek başına kalakalacaktır.
Geçecektir.
Bazen yazmak istemez; o kadar.
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/3/2008 - Elif Olmak...

Kategori: Edebi Yazilarim


"elif" olmak zordur
cünkü "elif" olmak
yuvarlak bir dünyada dik durmanın
dik ve önde
belki acıyla
ama vazgeçmeden durmanın
dünya ne kadar dönerse dönsün
olduğu yerde kalmanın adıdır "elif" olmak

...

zordur "elif" olmak
"elif" olmak hep vurulmaktır
"elif" olmak yalnızca "elif" olmaktır
...

"elif" demeden hiçbir şey denilemez
ben "elif" dedim
artık her şeyi söyleyebilirim*

/ dostum, "elif" olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle...zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yar'ın huzurunda bir "elif" misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..be'ye meylederim; "başlasın bu cümle artık!" derken yine "elif" misali kalıveririm bir bir'in huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca../

"elif" olmak zor imiş!

ama her elif'in yanında akvâ olan'ın yardımı, yar'lığı var imiş!!

dostum, bilir misin "elif " olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl "elif" olur? dilersin o'ndan sadece o'nun yar-lığını, dilenirsin..o'nun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin.

dostum, bilir misin, "elif" bağlanmaz kendisinden sonraki harfe..sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki'ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit "elif" olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar'lar doluşur dünyana.."yardımıyla gelen yar" gitti diye...

aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde...

dostum, şimdilerde "elif" der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz,yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar'dandır ..bu, belki de "elif " olmanın gereğidir.

/allahu a'lem../

"elif" olmayı dileten de "var" imiş dostum;

"yar" olmayı dileyen imiş...
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/3/2008 - Yalniz Agac..

Kategori: Edebi Yazilarim



Seyyahım,

Seyyal dünya,
Faniyim,
Baki kalan dünya..
Gök kubbenin altında, ıssız bir ovanın ortasında yalnız bir ağacım. Kim olduğum, nerede yaşadığım, hangi zaman diliminde, nerede yaşadığım çok önemli olmasa gerek… Önemli olan nasıl yaşadığımdır. Nasıl yaşarsam öyle ölürüm çünkü…

Kaç yaşında, kaç yılında, kaç dağ başında yaşadığım da önem taşımamalı… Çünkü bütün mezarlıklar bu yaşam öyküleriyle doludur… Köyleri, şehirleri her gün boşaltır ölüm…
Yer ve gök arasında iki değirmen taşı arasındayım her an. Arz ve arş arasında her gün buğday tanesi gibi ezilirim. Ezilirim, una döner suyla süzülürüm. Her gece yıldızlarla sır olur tespih olur dizilirim. Ne ağacı olduğum, hangi meyveyi yüklendiğim de sorulmamalı bana… Tüm özelliklerimi küçücük çekirdeğimde gizlemiş yaradan.

Yalnızlık Allah’a mahsustur. Yalnız kalmam gün boyunca… Ya bir bülbül, ya bir kanarya, ya da bir karga konar dallarıma… Geceler ıssız, sessiz, kimsesiz ve garibindir. Geceleri sefil baykuş da kimsesizdir… Kimsesizlerin kimsesini arar da; garip garip öter durur, gecenin teheccüt uykusunu bölen sesiyle…

Korkarım ıssız ovanın ortasında yalnız kalırım da… Kendimi Âdem’den kul sanırım da… Sabaha ulaşmadan gün, tek tek ışıklar yanarken evlerde, bazı evler ölü toprağı serpilmiş gibi yalnızdır. Yalnızdır ve tüm pencereler gecenin en karanlık anıdır. Sabah ezanları okunur arz da… Gökte yıldızlar bu hazda, ormanda ağaçlar bu niyazda… Gaflet ve karanlıkta evler, ağustos böceği hikâyesindeki gibi hala yazda…

Uyandırmaya yetmez sesim, her gün ölümü haykırır nefesim. Güneşten öncedir bütün nebatatın dansı, secdesinde eder her gün beş kere bu valsı. İç dışa aksetmiştir, dış içe aks etmiştir. Ruh kanatlanıp arşa raks etmiştir.

Olursa secdesi bitkinin raksla… Topraktan Âdem’in secdesi, dolmalı meleklerin kanatları arasında ruhun çırpındığı frekansla… Şeytanın asiliğinde kalmamalı beşer, abdestle günahlarından arınmalı, Allah’ın rahmetinden nasibini almalı her el…

Ormanda kubbe yeşil, yerde seccade yeşildir. Mescidi Nebevi’de peygamberi konuk eden kubbe yeşildir. Rengi lal lalelerden derme artık lalezar, Medine’nin toprağına renk vermiş gül yüzlü cemal. O peygamber ki hasırlar iz bırakmış teninde… Sen ki hala altın tastan su içersin elinde. Senin adını anmadan her gün çöldeyim, kanadım tekliyor. Muhammed’im selam gönder bu değirmen rüzgâr bekliyor.

Yalnız ağacım, bahar aylarında yeşillenirim. Meyveye dururum her yazda, aç kalmaz yetmiş bin âleme imrenirim. Sonbaharda günahlarım yaprak olup dökülür, her gün rüzgârlarda sallanır da sevap olur istiflenirim. Kış ölümümdür, kar beyaz kefenimdir, toprak altında haşir olurum. Her gün sırattan geçer de bir hoş olurum.

Yaz aylarında altıma gelinir, her beş vakitte otlardan seccadeler serilir. Benim varlığım herkeslerce bilinir. Bu arzın köşelerinde nasipsiz unutulurum sanma, sayılıdır günlerimiz kendi nefsine aldanma… Köleliğin en kötüsü kendi nefsine köle olmaktır. Varlığını bu çarkıfelek âlemde saltanat sanma. Sen bir seyyahsın, seyyal dünyada, Sultan Süleyman’a kalmaz, dünya malına aldanma. Faniyiz, iki mezar taşı arasında baki kalırım sanma.

Nedir her gün etten küften sebep, nedir bitmez şikâyet? Bizim varlığımız yokluğumuzdan ibaret. Var olma şansına erişmişiz her gün Rabbime dua et.

Her geceyi kadir bilirim, her gördüğümü Hızır bilirim. Vardır Anadolu’mda hep boş bir mezar. Boş bir mezarda hep bir gariplik, hep bir değişik hal…

Sen iyisi mi Anadolu’mda serin bir çınar ağacının altında uykuya dal. Sana kışın kuytu, yazın gölge yapmaya hazırdır her dal. Arkadaş bulmuştur kendine ormandan uzak bu yalnız ağaç…

Seyyahım,
Seyyal dünya,
Faniyim,
Baki kalan dünya..
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/2/2008 - Basörtüsü...

Kategori: Edebi Yazilarim

 

 

 

BAŞÖRTÜLÜ GENÇLERİN OKUMA HAKKININ ELİNDEN ALINMASI,

EVRENSEL İNSAN HAKLARIYLA, ÖZGÜRLÜK VE

DEMOKRASİYLE ASLA BAĞDAŞMAZ!

 Nasıl anlatabilirim, Rasûlü’n dahi, insanları, uygulamada zorlama yetkisi yokken; dinin gereklerini uygulamaya müslümanları mecbur etmenin dinde kesinlikle yeri olmadığını?

Nasıl anlatabilirim inancı dolayısıyla başörtüsü takan genç insanların okuma hakkının ellerinden alınmasının, evrensel insan haklarıyla, özgürlük ve demokrasi ile asla bağdaşamayacağını?

 

KADININ ZİYNET YERLERİNİ GÖSTERMEYECEK ŞEKİLDE

ÖRTÜNMESİ KURÂN’I KERİM HÜKÜMLERİNE GÖRE

FARZLARDAN BİRİDİR. ANCAK…

Baş örtmeyen inançlı hanımları müslüman saymayan, hattâ "kâfir" ilân eden bilgisizliğe gelince...

Kur`ân ve Hazreti Muhammed, insanlara tanrılara tapınmamaları ve ölümötesi yaşama kendilerini hazırlamaları amacıyla çeşitli teklifler sunmuşlardır. İnsanlar bu tekliflerden yapabildikleri kadarını yaparlar; sonucunu kendileri yaşarlar!.

Sahihi Buhari'deki Allah Rasûlü açıklamasına göre; aklı başında insanın "Lâ ilâhe illallah" düşüncesi, onun imanlı olduğunun ifadesidir. Ve ona kim "kâfir" yani "gerçeği örten" derse, diyen kişi kendisi "kâfir" olur!. Yani imanlı bir kadına yanlış veya yetersiz davranışı yüzünden "kâfir" diyenin kendisi "kâfir"dir!

Şâyet İslâm’ın tekliflerini sıralamak gerekirse; başta namaz, oruç, hac, zekât gibi çeşitli çalışmalar; insan öldürmemek, dedikodu yapmamak, ölü kardeşinin çiğ etini yemekle eşdeğer olan gıybet etmemek gibi konulara ilâve olarak yapılan bir teklif vardır; hanımların başlarını örtmesi!.

Bir müslüman hanım, elinden geliyorsa Kurân‘daki bu teklifi de yerine getirir.

Ama bu teklifi yerine getiremiyorsa da, onu müslüman saymamak, dinden çıkmış kabul etmek, hattâ ona "kâfir" demek, hiç bir aklıbaşında müslümanda görülmeyecek davranıştır. O kişi başını örtememesine rağmen gene de elinden geldiği kadar namazını edâ eder, orucunu tutar ve hattâ dönüşte başını örtemeyecek olsa da haccını yapar!. Kimsenin de onu, bu yaptıkları dolayısıyla suçlamaya hakkı yoktur. Başını örtmeyen kadınının müslüman olamayacağını söylemek safsatadan başka bir şey değildir!.

Dîn'de yapılması gereken şeyler bellidir, yapılmaması gereken şeyler bellidir.

Kadının ziynet yerlerini göstermeyecek şekilde örtünmesi de Kur'ân-ı Kerîm hükümlerine göre farzlardan biridir. Ancak bir kadın; "evet bu Allah'ın hükmüdür ancak ben bunu yerine getiremiyorum" derse, bu sözü ve inancı ile Allah diler affeder; diler cezalandırır ama asla bu kadın kâfir olmaz!.

Biz yeryüzüne, insanları yargılamak ve suçlamak için değil; "Hakikat"imiz olan Allah`ı tanımak; kulluğumuzun gereğini yaparak, ölümötesi yaşama kendimizi hazırlamak için geldik!.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/1/2008 - BaNa BiR TüRkü SÖyle..

Kategori: Edebi Yazilarim



Bana bir türkü söyle!..
İçinde ne sen ne ben olsun..
Ne de asrın kof sevdaları..
"O" olsun sadece ve "O" nun "En Sevgilisi"..Bana bir türkü söyle!..
Dağlara taşısın yüreğimi,
"Nur" da nurlanayım, yüreğim titresin "Hira" da..
"Uhud", O'nun diliyle sevsin beni ve kucaklasın..
Dağ dağ dolaştırsın yüreğimi..
Bana bir türkü söyle!..
Muştu olsun mâverâdan..
Aşk olsun içinde.. Hasret olsun.. Özlem olsun..
Günübirlik sevdalara inat,
Meleklerin kül olacağı "O Nokta"dan aşırsın gül sevdalı yüreğimi..
"O" na taşısın...
Bana bir türkü söyle!..
Izdırap olsun içinde, hüzün olsun..
Mahşerde kavrulmuşluğumu giderecek gözyaşı olsun..
Ve.. Burada da yıkasın, ıslatsın yüreğimi..
Bana bir türkü söyle!..
"Fatıma" nın aydınlığı olsun içinde..
"Hatice" nin kocaman yüreği..
"Aişe" nin gök sevdası,
"Sümeyye" nin şehâdeti olsun..
Ve.. Dilimden hiç düşmeyen tevbem olsun "Nasuh" ça..
Bana bir türkü söyle!..
"Bedir" i taşısın yitirilmiş vakitlere.. Ve "Uhud" un öğretisini..
"Hendek" ten bir esinti, bir muştu kıvılcımı olsun..
Ve.. Umuda hasret karanlıklarımıza "Yakın Fethi" müjdelesin..
Bana bir türkü söyle!..
Ölmeden ÖLdürsün, OLdursun beni..
Yitirilmiş cennetleri buldursun..
Veda olsun kara çalınmış tüm sevdalara,
Kaybolmuş benliklere ağıt,
Ve.. "O Sevgili" ye münâcât olsun..
Bana bir türkü söyle!..
Mus'ab olsun.. Ve bin Yusuf olsun içinde..
"Yakub" un açılan gözleri ve öteler sevdası olsun..
"İbrahim" in dostluğu, "İsmail" in tevekkülü,
"Eyyub" un sabrı, "Son Nebi" nin duası olsun..
Bana bir türkü söyle!..
Ağıt olsun "Asrın en Saadetlisi" ne..
Muştu olsun ezilmişliğimize..
İsyan olsun çağı tüketenlere..
Sur olsun dirilişe..
Ve.. Çağrı olsun hüzünle titreşen yüreklere..
Hadi bana bir türkü söyle!..
Tek tek şehidlerin tebessümleriyle ağlayayım..
"KUTSAL EMANETİ NE YAPTINIZ???" Sorgulasınlar beni..
Mehterler vursun tâ içimde..
Ve.. Tekbir sesleri taşısın beni en görkemli fetihlere..
Bana bir türkü söyle!..
"Sıddıyk" i anlat bana.. Vefayı, dostluğu anlat!
Ve adâleti..Ve hayâyı.. Ve fütuvveti..Ve dirâyeti..
"Ömer" i, "Osman" ı, "Ali" yi anlat!
Haber ver O yıldızlardan, yolumu buldur!..
Bana bir türkü söyle!..
İçinde bin "Talha" olsun, yüreğinde "Vahy" i dâim taşıyan,
"Hamza" dan koca bir yürek, "Bilal" den bir seda olsun..
"Mevlânâ" ca söyle!.. "Yunus" ca söyle!..
Aklasın sevdalarımızı ve bin puta baş eğmiş dünyalarımızı..
Bana bir türkü söyle!..
Çağa karşı duruşumuz olsun yanyana..
Bükülmez bileğimiz,
Yenilmez-tükenmez yüreğimiz olsun cancana..
Âvâzemiz olsun şu hıçkıran karanlıklara..
Ve Öfkemiz.. Yüreklerimize bin put katanlara..
Hadi bir türkü söyle!
Yüreğini kat da yüreğime,
Sesini kat da sesime,
Çığlığını kat da feryadlarıma,
Öfkeni kat da isyanlarıma,
Bir türkü söyle!.. Hadi!..
Ki:
Yeminimiz olsun Asra..
İnsana..
Ve ebedi hüsranlara..
Aydınlığımız olsun ötelerde.. Ve sabrımız..
Ve kurtuluş ümidimiz O Kapılarda..
Ve nihayet dirilişimiz..
Hadi durma!
BİR TÜRKÜ SÖYLE BANA!..
Ya da.....
Sus!..
Hiç konuşma!..
Ebede kadar...
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/1/2008 - Suskun...

Kategori: Edebi Yazilarim
SuSkuN...




Sözden, riyakâr hitabelerden nefret ettiğim bir merhalede, sükûtun girdabına kapıldığım zamanları hatırlıyorum şimdi. Gafletten kaskatı kesilmiş kalplere sözün değil, sükûtun tesirine şahit olmuşumdur. Benim de hayatımın istikametini söz değil, sükût değiştirmiştir.

Şuursuz çığlıkların karanlık ormanlarında derin bir sükût içerisinde yol ararken, kalbime şu mısralar dökülüvermişti.

Uyur ızdıraplarım gönlümde bir yar gibi
Ağlar, halime ağlar, düşüp eriyen karlar.
Kulaklarım gaibden bir davet duyar gibi
Sanırım uzaklardan beni bir çağıran var...

Çok geçmeden o davet beni çekti ve sükûtun heybetini mübârek yüzünde bulduğum bir Allah dostunun kıyısına vardım.

Onun dudaklarından yıllarca tek bir sohbet işitemedim. Hep derin denizler kadar heybetli bir sükût dinledim ondan. Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım. Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum. Hayatın hiçbir kasırgası, hadiselerin hiçbir fırtınası onu dalgalandıramıyordu. O denize imrendiğim an, gözlerim Necip Fazıl’ın şu mısralarına takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım.
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım.
Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
O’nun gibi susardım...

Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Toprak olmak istiyorum Allahım!.. İnsanlar beni gördükleri zaman topraktan gelip yine toprağa gideceklerini hatırlasınlar..,Kışın kar örtsün üzerimi, yalnız kalayım kendimle;Toprak olmak istiyorum Allah`ım!..

YoRumlaRiniz



Kategoriler

Arkadaşlarım

sevdagunes
fuadyusufoglu
zikrullah
unsal1
sonsuzlukkervani
nuralemi
birdiyar
yakub
islamkalbi
eyrasul
gunbatimi7
surgunsehrim
turunculale
mehmet orhan durdu
sonsiirim
cansultanim
sonsuziman
peygamberhayati
gercekhuzurr
mekansizmerve
nuray14ergun
siirseviyorum
bayramsekeri
saadi
ichliebedir
davutbolat
saklanangercekler